Köşe yazılarına başlayınca, beni tanıyanlar neden ikizlerimin ismini kullanmadığımı sordu.
Ben de uzun uzun anlattım.
Ülkemizde en çok kullanılan kız ve erkek isimlerinin Zeynep ve Mehmet olduğunu ve çocuklarına kavuşan anne ve babaların en çok bu isimleri tercih ettiğini..
Gönlümden geçen; her kadının ikiz sahibi olması ve bu isimleri aynı anda kullanabilmesi tabi ki.
Bizler doğanın doğurğanlığı bahşetmeyi unutmuş kız ve erkek çocuklarıyız.
Mayamızda doğurğanlık yok. Bu nedenle kendini bilime adamış insanlara ihtiyaç duyarız.
Bilim insanlarının; yardımcı üreme tedavilerindeki başarıları bu sorunu yaşayan bizlerin umudu olmaktadır.
Yardımcı üreme teknikleri’ nin -ülkemizde bilinen adıyla Tüp bebek yöntemi- bulunması, dünya genelinde çocuk sahibi olamayanlar için bir umut oldu.
25 Temmuz 1978 yılında İngiltere de Louise Joy Brown doğdu.
Dünyanın ilk tüp bebeği olan Brown’ın annesi ve babası; çocuk sahibi olmayı isteseler de anne’nin infertil olması nedeniyle isteklerini gerçekleştirememişlerdi.
Fizyolog Robert Edwards ve jinekolog Patrick Steptoe’nun araştırması çift için bir umuttu.
Çift doğurganlık tedavisi için iki bilim adamıyla anlaşma imzaladılar.
Brown’ ın doğumuyla tüp bebek yoluyla dünyada çocuk sahibi olamayan çiftler için UMUT IŞIĞI oldu.
İnsanın temel içgüdülerinden biri de üreme güdüsüdür.
Dünya daki toplumlara baktığımızda çocuk sahibi olamamak -her toplumun kendi iç dinamiklerinde farklı bir şekilde algılansa da- bir eksiklik olarak görülmektedir. Bazı toplumlarda dışlanma sebebi bile olmaktadır. Oysa bu yalnızca bir sağlık sorunudur.
Dünya sağlık örgütü kısırlığı küresel çapta 3. büyük sağlık sorunu olarak tanımlamıştır.
Çocuk sahibi olamama sürecine baktığımızda oldukça ağır ve travmatik etkileri de barındırmaktadır.
En büyük etkisi de depresyondur.
Öfke, hayal kırıklığı, suçluluk duygusu, beden imajının bozulması, kontrol kaybı, inanç ve özgüvende değişikliklerin oluşumu en sık rastlanan durumlardır. Her iki eşte de yaklaşımlar farklılıklar göstermektedir. Kadınlar duygularını daha çok ifade ederken, erkekler de bu durum toplumsal dayatmalardan dolayı daha zordur.
Ülkemiz de durum çok farklı değildir.
Özellikle doğu ya gidildiğinde çocuk sahibi olamama güç ve iktidar kaybı, soyun devamının sağlanamaması gibi düşüncelerle çok eşliliğe neden olmaktadır.
Dinsel çözüm yolları çoğu yerde medikal çözüm yollarının önüne geçmektedir.
Ancak süreçte en fazla hasarı kadınlar almaktadır.
Kadınların doğasında bulunan anaç tavırlar çoğu zaman, sorun kendisinde olmasa bile sorunu üstlenmesine, hatta bu sürecin sözcüsü olmasına bile neden olmaktadır. Bu nedenle; infertilite sürecinde çiftlerin psikolojik destek almaları bu süreci daha kolay atlatmalarına yardımcı olacaktır.
Çocuk sahibi olamamak %40 kadından %40 erkekten %20 de her ikisinden kaynaklanmaktadır. İnfertil çiftlerin yaklaşık % 10- 20’ si sebebi bulunamayan infertiliteye sahiptir.
Yardımcı üreme teknikleri alanında çalışan tüm doktorlarımız; bir yıllık süreçte; korunmaksızın, düzenli cinsel ilişkiye rağmen, çocuk sahibi olunamamışsa, adımların bizi yardımcı üreme tekniklerine yani tüp bebeğe giden yol’ a götüreceğini söylemektedir.
Bu yol zaman zaman gökyüzündeki yıldızlar kadar uzak gibi görünse de umut, inanç ve cesaretle başarılabilir.
Yeter ki, cesur olalım, bedenimize ve kendimize inanalım, umudumuzu kaybetmeyelim.
Yolun sonunda ZEYNEP ve MEHMET bizi bekliyor olacak…
Sevgilerimle
Mukadder Bozkaya










