Atasözleri, geçmişte yaşanmış tecrübelerin bugüne ışık tutan fenerlidir. Tıpkı “duvarı nem, insanı gam yıkar” sözü gibi… Daha önceki yazılarımda da belirttiğim gibi, hastalıkları bedenimize duygularla çekeriz. Her duygu bir organa misafir olur vücudumuzda. Kişi kendisine dönüp duygularını dönüştürmezse zaman içinde o organ çalışamaz hale gelir. Hatta o organın ameliyatla alınması enerjisel varlığını ortadan kaldırmaz. Yani ruhen tuttuğu duygu fiziken varlığını korumaya devam eder.
Peki, hangi organ hangi duygularla zarar görür?
Üreme Organları: Köklerimizle (atalarımızla) çözemediğimiz karmalar, enerji kaçakları (özellikle karşı cins aile bireyleri tarafından enerjimizin çalınması), sahip olduğumuz cinsiyetini kabul edemememiz, çocukluğumuzdan itibaren aile ve çevremiz tarafından “namus” kavramı adı altında yaratılan travmalar, geçmişte uğradığımız taciz /tecavüz vakalarıdır. Kadınlarda göğüs hastalıklarına kapı açanlar da aynı duygulardır.
Mesane ve Bağırsaklar: Maddi hayatta tutunduğumuz şeylerdir (kariyer, ev, araba, para gibi maddeler, saplantı boyutuna gelen kişiler, bağımlılıklarımız…)
Böbrekler: Affedemediklerimizdir. Sağ böbrek affedemediğimiz erkekleri, sol böbrek ise kadınları temsil eder. Kendimizi affedemememiz de böbreklere zarar verir.
Mide: Sindiremediklerimizdir. İşyerinde uğradığımız mobbing, yaşadığımız bir iftira, hayatımızda kontrol dışında gelişen ve kabul edemediğimiz herşey…
Pankreas: Hayatın tadı tuzu, yaşamla olan bağımızdır. Aşırı kontrolcüğümüz ve olanı olduğu gibi kabul edemememiz pankreası bozan duygularımızdır.
Safra Kesesi: Pişmanlıklarımız, yargılarımız, suçlamalarımızdır. Kendimizi sürekli suçlamak, yargılamak da safra kesesine çok zarar verir.
Karaciğer: Öfkelerimizdir. Duyduğumuz kızgınlıklar karaciğerimizde depolanır. Dalak: Korkularımız ve kaygılarımızdır.
Kalp: Sevgisizliğimizdir. Bu aslında karmaşık bir durumdur. Hepimiz sevgiyi bildiğimizi sanırız. Örneğin ailemizi, arkadaşlarımızı, hayvanları ve bitkileri, işimizi sevdiğimize inanırız. Fakat kaçımız gerçekten, koşulsuz sevgiyi biliyoruz? Kalple ilgili bir sorunumuz varsa bildiğimiz ve inandığımız sevgi kavramını nötr olarak gözden geçirmeliyiz.
Akciğerler: Allah /Evren/Yaratıcı ile bağımızdır. Teslimiyetsizlik, kontrolcülük akciğerlerimizin düşmanıdır. Boğaz: Tiroid ve boğaz hastalıkları bizim kendimizi ifade edemememizdir. Söyleyip isteyip de söyleyemediklerimiz sadece boğaz hastalıklarına değil mide rahatsızlıklarına da yol açar.
Dişler: Köklerimizle yani atalarımızla olan ve halledemediğimiz sorunlarımızdır.
Kulaklar: Duymak istemediklerimizdir.
Gözler: Görmek istemediklerimizdir.
Kollar ve bacaklar: Geçmişte takılı kaldıklarımızdır. Dünü dünde bırakmak, anda yaşamak bizi sadece bacak ve kol ağrılarından değil bir çok hastalıktan koruyacaktır.
Sırt, boyun ve omuz: Yüklerimizdir. Sorumluluklarımızı yerine getirirken mükemmelliyetçi olmaktan vazgeçtiğimizde yüklerimizi de hafifletiriz.
Bir hastalık durumunda elbette doktora gitmeli ve ilaçlarımızı kullanmalıyız. Ancak yukarıda bahsi geçen duygulara da bir göz atmanızı hatta üzerinde çalışmanızı öneririm. Bu duyguların kökenine inmek sabır ve emek isteyen bir süreçtir. Ancak ulaşılacak sonuç güzelliklere gebedir…
Sağlık ve sevgi dolu günlerimiz olsun…










